KENDİMİZDEN ÇALDIK BİZ Talia Pemra yazdı

Son yazımdan bu yana neredeyse bir hafta olacak, yazacak şey bulamadım sananlar var mıdır bilemiyorum.Ancak bazen çok şeyden bir hiç doğar, neyi aktaracağını bilemez, tutulursun.       

Benim pek de öyle olmadı ama biraz daha seyre dalayım dedim biraz daha biraz daha.Geçmişle bugün arasında hayli gittim geldim.Bir  sürü konu doldurdum anlağıma.   

Önce konserden başlayayım, yıllar öncesine dem vurmuş , “Saklambaç Gazetesi” nin düzenlediği yarışmada dereceye girmiş ve şu sıralar  altmışına merdiven dayamış bir sanatçımız, uzun bir aradan sonra yeniden müzik hayatına tutunmak oradan beslenmek enerjisini yenilemek  istiyor. Sıcak , samimi ve son derece saygılı bir görüntü sergileyerek, şimdi ki sanatçıların tam da tersine tam beklenen anda dakika gecikmeden seyircisinin karşısına çıktı . Kıyafeti ,el hareketleri , es leri orkestrasına latifeleri, iltifatları,yıllar sonra yeniden başlamış olmanın  tedirginliği ,herşey bir intizam altında.    Sonra salona dönüp baktım …

Sanırım 45-65 yaş arası dinleyici kitlesi,özenli giyinilmiş,hiçbirinde çarşıya çıkar bir eda yok,doğallık denen ve topluma saygısızlığa bir tarz yok, ve ilginç ki aynı dönemin kültüründe olduklar belli. Sanatçıya bakışlarındaki hayranlık dikkat çekici .Şarkılarla heyecan doruğa taşınıyor ama salonda ekstra bir çıt yok. Sanatçı şarkının bir kaç cümlesinde sonra nakarat bölümüne geçerken ellerini alkış tarzında ritm tutarcasına vurmaya başladığı anda alkış başlıyor , ve sanatçı bitirince bitiyor ,  Tanımazsın beni, çık ortaya şarkılarında coşan seyircinin zarafeti görülmeye değerdi.     Arada sanki görülmez bir duvar var, sanatçı sahneden inip jübile yapıyormuşcasına tüm kendisi için gelenleri tanıttı .Kendisine verilen kıymet belli ediliyor akraba ,söz yazarı, fanları, eski dost sanatçılar, ve seyirciler hepsinin titrini birer birer söylüyor .Sonra şimdi yanınıza geleceğim diyor  her sıra başında oturan onun elinden tutup yukarı çıkmasına yardımcı oldu.   Ne geldi aklınıza bilemiyorum bu kurgudan ama benim o anda göz önüme gelen jenerasyon yani şimdinin çok sevilen sözü kuşak.O konserde   biz olmasaydık ta şimdiki genç kuşak olsaydı neler olurdu .     

Düşünüp göz önüne getirebildiniz mi bilemiyorum, ama kızımdan dolayı bu yeni yetme şarkıcılar ve onu seyre gelenlerin içinde hayli bulundum.    Sahnede bir yapmacık eda, aslında tribüne oynayan ama kendini ön planda tutan bir sanatçı… Seyreden kitlede bir feryat figan, çığlık, konuşma, uğultu. Aslında dinlemeye gelmiş ama sanatçının şarkısını bile duyamayacak kadar gürültülü bir  ortam.Kimsenin kimseyi saymadığı aslında grup içinde bile kendi başına eğlenildiği aşikar .   Nerede kaybettik biz saygıyı …

Eskiden toplumun kuralları vardı, yazılmamış kurallar,hiçe sayılmayan, küçümsenmeyen.O yüzden de ortak bir bilince erişmek kolay oluyordu .Ortak yaşam kültürü.Duyarlılık bu bilincin başında geliyordu. Ben olmaya çalışırken bencil olan , umursamaz olan , adam sendeci olan bir toplumu yaratırken neden hiç neleri yitirdiğimizi göremedik.Büyüğü görmek istemedik, küçüğü bilmek istemedik .Hep yeniyi ararken insanlığı edebi nereye yerleştirdik.Birbirimize saygı penceresinden bakabilmeyi bırakıpda uzak eskilere neden hep gıpta ettik.    A aa seksenler dizisi ne güzel eski şarkılar güzel,ah eski yıllar ne güzelmiş derken, nerede bırakıldı o eskiler. Nelere özenildi. Örneği yok çünkü özenilenlerin ,yaratılan yeni benlerin, yok,  çünkü bakıldığında ne Avrupa da ne Amerika da ne Uzak Doğuda yok bu denli saygısız ve kendini ön planda tutan  görmeyen,görmek istemeyen  bir toplum.     

Kulağına kulaklığı takıpda müziği dinlerken kendini bu kadar soyutlamaya çalıştığı, kaçtığı hangi beceriksizliği, insanlara duyarsızlığı neden bu denli seçti,yaşlıyı ,üstü ana -babayı akrabayı bu denli tanımamak istemesi neden. Sanal olan sosyal medya da bu denli var olmak isterken, toplumda neden yok olmayı seçtiler..Kim yarattı onları yetiştiren bizler mi? Yoksa kendileri mi? 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir